ders - ERMEL - Blogcu



ERMEL

• 14/12/2006 - ders


BEŞ ÖNEMLİ DERS*

Birinci Ders:
Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben
okulun en iyi ögrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk
almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru söyleydi :
"Hergün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedır ?"
Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını, yerleri
sılerken,hemen hergün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı.
50'lerinde falan olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki ! Son
soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci,
son sorunun test sonuclarına dahil olup olmadığını sordu.
"Tabii, dahil" dedi, Hocamız...
"İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi
birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden
insanlar bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve 'Merhaba' demeniz gerekse
bile..." Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. Hademenin adını da...
Dorothy idi.

İkinci Ders :
Bir gece vakit gece-yarısına doğru Alabama Otoyolunun
kenarında duran bir zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura
rağmen, bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye
çalışıyordu.geçen her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60'lı yıllarda bir
beyazın bir zenciye, hem de Alabama'da, yardıma kalkışması pek olağan
şeylerden değildi. Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına
bıraktım. Ayrılırken ille de adresimi istedi, verdim.
Bir hafta sonra, kapım çalındı.
Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda...
"Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O
korkunç yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti.
Kendime güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin
sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının baş ucuna
zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra
son nefesini verdi. Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına
karşılık beklemeksizin yardım eden herkesi kutsasın...
En İyi Dileklerimle,
Bayan Nat King Cole."

Üçüncü Ders :
Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın...
Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir
çocuk pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu... Çocuk sordu:
"Çikolatalı pasta kaç para ?"
"50 Cent."
Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu:
"Peki, Dondurma Ne Kadar ?"
"35 Cent." dedi garson kız, sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla
müşteri vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne
kadar vakit geçirebilirdi ki...
Çocuk parasını bir daha saydı ve
"Bir dondurma alabilir miyim, lütfen ?" dedi.
Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve
öteki masaya koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi.
Garson kız masayı temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu, birden.
Masayı sanki akan gözyaşları temizleyecekti. Boş dondurma tabağının yanında
çocuğun bıraktığı 15 Cent'lik bahşiş duruyordu..

Dördüncü Ders :
Yolumuzdaki Engeller...
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir
kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak
diye gözlüyor... Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü
kervancıları,saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar.
Hepsi kayanın etrafından dolasıp saraya girdiler. Pek çogu kralı yüksek
sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz
tutamıyordu.Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze
getiriyordu.Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve
ıkına sıkına itmeye başladı. Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı
da yolun kenarına çekti.
Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski
yerinde bir kesenin durduğunu gördü.
Açtı... Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı
içinde... "Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir." diyordu
kral.Köylü, bügün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders
almıştı. "Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir
fırsattır."

Beşinci Ders :
Önemli Olan Vermektir..
Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız
getirdiler.Tek yaşam şansı, beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi.
Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulmuş ve kanında o
hastalığın mikroplarını yok eden antikorlar oluşmuştu. Doktor
durumu beş yaşındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini
sordu. Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve
"Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı" dedi.
Kan nakli yapılırken, ablasının gözlerinin içcine bakıyor ve
gülümsüyordu. Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı,
ama küçük çocuğun yüzü de giderek soluyordu...
Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu :
"Hemen mi öleceğim ?"
Ufaklık, doktoru yanlış anlamıştı, ablasına vücudundaki
bütün kanı verip, öleceğini düşünüyordu                                                                                      ellerine sağlık çağlar kardeşim  alıntıdır

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

Hakkımda

herkese açık

Son yazılar

ÖLÜ
SENSİZLİK
KİŞİLİK TESTİ
AŞK
rekorlar
namaz
yeni öss sistemi
mavi göz
ders
komik

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Kategoriler

    Arkadaşlar

    caglarakyol

    Günlük Falınızı okuyun

    ERKAN ÖZTÜRK

    Gerekli siteler(e-devlet)

    İsim Sözlüğü

    Ücretsiz Online Ziyaretçi Sayacı OnlineIPAddress.com


    <



    MP3 Player Turtorial




    Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa